Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  YILDIZ KUAFÖR  

Arama:    

 



Mutluluğun kökü kimde? 
   
mutluluğun kökü kimde?

  


    Ellerim daha minikken, ayaklarım sevimliyken, yüzümdeki tebessüm katışıksızken yani ben çocukken uzun saçlarım vardı.Kimselere elletmezdim.Güzelliğim uğruna uykumdan feda ederdim bir saat daha. Çocukluğumun yarısı aynanın karşısında geçmiştir.Can çıkar huy çıkmaz derler ya işte tam da öyle…Yine kendimi güzel hissetmezsem, ne o gün kurduğum cümlelerden hayır gelir ne de yaptığım işten. Herkes rahat giysiler seçerken ben içinde güzel duruyorsam o giysiyi seçerim.Bu cümleyi kuran nice insanı temsilen yazıyorum basit gibi görünen onca satırı ama  uzmanlar da söylüyor; mutluluk için “güzel hissetmek” önemli bir faktördür.Güzel görünmek saç modeline mi bağlıdır, bir gülüşe mi…Ya da insan kendini güzel hissettiğinde mi iyi olur yoksa kendini iyi hissettiğinde mi güzel görünür… Bunlar tartışılır ama bildiğim; bir gülüş insanı hem güzelleştirir hem de iyileştirir.


 


    Çocukken bir sabah uyandığımda bizim evde alışılagelmiş bir durum yaşanıyordu yine.Babam eline bir makas almış kırkıyordu erkek kardeşimi( o zamanlar bir berber fobisi yaşıyordu kardeşim.). Kardeşim berberden bir kez daha kurtulmanın mutluğunu yaşarken, babam da “berber olmalıymışım” edasıyla kesiyordu tarakla tuttuğu her tutamı. Her kestiği yerde bir makas izi oluşuyordu.O izi kaybedeyim derken bir iz daha… Ve  kalmış bir tutam saç,  makineye vuruluyordu en sonunda. Derken her seferinde yaşanan bu deneyimler sonuç verdi elbet.Babam, makas izi kalmadığını iddia ettiği farklı saç modelleriyle neredeyse bu işi ticarete dökecekti.Öyle bir şey olmadı da olan benim güzel, uzun saçlarıma oldu sonunda. Yine bir pazar sabahı kardeşim sırasını savmıştı ama babam hızını alamamıştı ne yazık ki. Elinde makasla bana doğru hızla yaklaşıyordu. “Olmaz” dedim. “Çok güzel olur” dedi.Ve nihayet saçlarım babamın ellerindeydi. Önce uçlarından aldı.Her makas darbesi aynayla kontrolüm altındaydı ve o anlarda her şey yolundaydı. Derken “kat versek mi” düşüncesi bir anda saçlarımda kısa bir kata dönüştü. Artık saçlarımda bir makas izi vardı en derininden ve babam bu izi düzeltmeliydi. Bu düzeltmelerin sonunu daha önce kardeşimde yaşamıştık ama sonuç bende asla öyle olmamalıydı. Olmuş mudur sizce? Netice önce yaşananlarla tıpatıp aynıydı ve ben gerçekte bir kız çocuğuydum. Görenler ayırt edemeseler de… O gün her aynaya baktığımda içim dışıma çıktı ağlamaktan. Aslında kardeşim Emre’den, bir kulak payı şanslıydım.En azından saçlarımda oluşan makas izleri kulaklarımda oluşmamıştı. Ertesi gün sabah olduğunda vakit geldi. Okul, tüm arkadaşlarım ve öğretmenimle birlikte beni bekliyordu. Şapka taktım. O anlık- başım gizliyken- her şey yolundaydı. Okula geldim ve sınıfa girdim. Öğretmen uyarmadan şapkamı çıkarayım dedim.Arkadaşlarımın gülüşmeleri çok da umurumda değildi ama birazdan öğretmenim sınıfa girecekti. Yüzümün rengini tahmin edersiniz.Gözlerim zaten şiş…Öğretmen sınıfa girdi. Masasına oturdu. Kafasını kaldırdı. Görmemesi mümkün müydü bir zamanlar “güzelim” diye sevdiği, en ön sıradaki öğrencisini. İlk beni gördü tabiki. Önce düşünceli davranmıştı ve şaşkın şaşkın baksa da en azından gülmemişti. Hiçbir şey söylemedi. Her sabah gazetelerden kestiğimiz değişik haberleri okuyorduk. Sıra bana geldi. Hiç istifimi bozmadan haberimi okudum ve yerime oturdum. İyiydim ama sorana kadar…Öğretmen “Esra saçlarını kim kesti?” diye sorduğunda bütün gece düşündüğüm cevabı verdim tabi ki…”Yıldız Kuaför de kestirdim örtmenim”. Öğretmenin soruları bitmiyordu ama ben hazırlıklıydım. “Neredeymiş bu kuaför”…Verdiğim cevap yalan değildi aslında ; “Mahallenin yukarısında örtmenim”…Tam da bizim evi tarif ediyordum belki de babamın sırf  bizim için açtığı kuaförü anlatırken!


     Kökü bendeydi ve neticede yine uzadı saçlarım.Peki ya mutluluğun kökü kimde? Ve bütün duyguların?...Görüntümüzü iyi bir bakımla güzelleştirebiliriz, saçımızı uzatabiliriz ama duygularımızı kim bakıma alacak? Hayallerdeki Yıldız Kuaför mü! Yoksa o hayallerin emanetçisi ; kendimiz mi!


 


  


     “…


      Karanlığı çizdi yıldız.


      Bir bebek kalktı anne sütüne,


      Karşı evin ışıkları yandı.


      Gecenin mürekkebi,


      Şafak rengini aldı.


      Güneş unutmadı randevusunu.


      Önce dağın ardı aydınlandı.


      Sonra şehrin dar sokakları


      Ve taş duvar evler…


      Pencereleri vardı; güneşe açık.


      Kalın perdelerin ardı karanlıktı.


      Işık için,


      Perdeleri çekecek adam lazımdı.”


                    


                     (Aralık / 2003 / Ankara)


                                             


 


 


     Geçmişte, gelecekte ve her zaman sevgiyle…


     


     Esra Serdaroğlu 


 


     esraserdaroglu@hotmail.com


 


 


 

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 09.08.2005 02:04:00 tarihinde siteye eklendi ve Denemeler kategorisinde 831 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Denemeler kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.ORG - 2005