Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  "MÜSLÜMAN" DEYİMİ ÜZERİNE  

Arama:    

 



Mehmet Yaşar Soyalan 
   
MÜSLÜMAN DEYİMİ ÜZERİNE BİR
DEĞERLENDİRME

Kur'ânî bir çok kelime zaman içerisinde, bazı an­lam kaymalarına uğrayarak Kur'ân'da kullanıldığı an­lamı aşan, veya ilgili olmayan anlamlarda kullanılma­ya başlandı. Zikir, fasık, zalim, mutlaki, münşin, teş­bih gibi anlam kaymasına uğrayan veya Kur'ân'ın yüklediği manalardan soyutlanan kelimelerden biri de müslüman kelimesidir.

Kur'ân'da; müslüman Hz.. Muhammed'e gelen vah­ye inananların adı olmakla birlikte, hayatını gelen bu vahye göre biçimlendiren kişinin adıdır. Vahy doğrul­tusunda kendisine bir yön çizen, yapması veya yap­maması gereken şeyleri vahye göre -vahy'de ortaya konan temel ilkelere göre- belirleyen kişinin adıdır. Müslümanı tanıtan, başka bir deyişle müslüman olanı müslüman olmayandan ayıran bir çok özellik vardır.

Bu nedenle Kur'ân-ı Rerim'de müslümanı, kuru bir iman etmesinden Öte yaptığı veya yapması gereken şeylerle tanımlıyor, örneğin, "onlar şöyle inanırların yanında "mutlaka şöyle yaşarlar, şunları yaparlar, şunları yapmazlar" deniyor. İmanla amelin kesiştiği noktada müslüman şahsiyet beliriyor.
"Mü'minler onlardır kî Allah Rasulline inandılar. Sonra şüphe etmediler. Allah yolunda inalları ve canla­rı ile cihad ettiler. Sadıklar dabunlardır."(49/15)

Rabbından sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse kiir gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır. Onlar ki; Allah'ın ahdini yerine getirirler. Ve andlaşma-yı bozmazlar. Allah'ın bitiştirilmesin! istediği şeyi bitiş­tirirler. Rabblerine karsı saygılı olur ve en kötü hesap­tan korkarlar. Rabblerinin yüzünü aran ederek sabre­derler. S ala 11 ikame ederlere. Kendilerine verdiğimiz nzıktan gizli ve açık olarak harcarlar. Ve kötülüğü iyi­likle savarlar. İşte bunun sonucu onlarmdır..."(13/19-24)

"Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Namazlarına riayet ederler. (23/8-9)

"Rablerinden korkarak titreyenler, rablerinin ayet­lerine İnananlar, Rablerinc es koşmayanlar. Rablerİ-ne dönecekleri için kalpleri iirpererek vermeleri gere­keni verenler, iste onlar İyi islerde yarış ederler. O yol­da ileri geçerler. (23/57-61)
Kur'ân'da müslümanlar yukarıdaki ayetlerde gö­rüldüğü gibi salı inandığını söyleyenlerin adı değildir. Bu inançla birlikte yapılması gerekeni yapıp, yapılma­ması gerekeni yapmayanın adıdır. Kitapla ilgisi olmayan yaşadığı hayatı Kur'ân'ın yönlendirmediği, neva ve hevesine göre hareket eden birisine veya birilerine ad olamaz. Kur'ân'a göre müslüman kelimesi... Eğer böyle olsaydı, hem Kur'ân'da nasıl yaşanması, nasıl davramlması, nelerden sakınılması, ibadet konulan v.s. anlatılmazdı, anlatılmasının anlamı kalmazdı, hem de dinler arasında da bir fark olmazdı, islam dini­ni diğer dinlerden ayıran, müslümanı da diğer inanç sahiplerinden ayıran en temel farklılıkların başında hayat anlayışı yatar, insana bakışı, eşyaya bakışı ve o eşyayı kullanış gayesi ve biçimi yatar. İbadetteki farklılıkları yatar. İslam'ın inanç noktasında diğer din­lerden bir çok farklılığı vardır, fakat bu farklılığı orta­ya çıkaran şey ibadetlerdir, örneğin İbadetine kimseyi orıak ediyor mudur, kimlere dua ediyordur, kime iba­det ediyordur v.s. Bunlar kişinin inancının ne olduğu­nu ortaya koyar. Yoksa ben Allah'a şöyle sağlam ina­nıyorum, böyle sağlam inanıyorum demesinin -bunu yaşantısında, İbadetlerinde ortaya koymadıktan son­ra- ne anlamı olabilir. Kur'ân'ı az çok okuyanlar zaten, Kur'ân'da böyle bir müslümandan(yaşamayan) söz edilmediğini bilirler. Zaten problem de nasıl inanılaca­ğından çok nasıl vasanılacagı üzerinde çıkmıştır.
Kur'ân'da müslüman böyle tanımlandıktan sonra günümüzde bu terimin nasıl anlaşıldığı üzerinde dura-hm. Bu terim günümüzde envai çeşit anlaşılıyor. Yani dileyen dilediği gibi anlıyor. Konunun ortak bir kriteri yok. Kimisi müslüman bir soydan gelmeyi müslüman olmak için yeterli görüyor. Bunlara göre müslümanlık kalıtımsal bir şey.. Belki kan grubu gibi bir şey.. Baba­sı müslüman gen taşıdığı için kendisi de müslüman gen taşıyor ve müslüman oluyor. Kendi ataları bu şe­kilde müslüman olunca kendi çocuklarının da bu şekil­de müslüman sayılması doğal oluyor. Bir kısmı yine bu anlayışı temel almakla birlikte "La ilahe İllallah Muhammedün Resulullah" demek gerektiğini, bunu söyleyenin cennete gireceğini söylüyorlar. Belki bu konuda, adamların bu şekilde düşünmelerinde suçlan olmayabilir, çünki onlara peygamberin böyle dediği söyleniyor. Tabii ki dilin kemiği yok.. Peygamber adı­na konuşmak her hangi bir müeyyide (dünyada) gerek­tirmiyor. Çünkü gerek günümüzde gerekse geçmişte Resululah adına konuşanların büyük çoğunluğunu ya iktidar sahipleri ya da onların işbirlikçileri oluştura gelmişlerdir. Böyle olunca onlara dünyada kim müey­yide uygulayabilir ki..

Müslüman olmak için, müslürnan (geleneksel veya gerçek anlamda) bir ana-babadan doğmak veya "La ilahe illallah" demek yeterli olarak görülmeye başla­nınca, islâm'ı diğer dinlerden, müsîünıanı da; diğer dinlerin tabilerinden ayırmanın bir ölçeri kalmıyor. Hatta bir anlamı da kalmıyor, ibadetler, diğer kurallar v.s, artık müslüman olmak İçin uyulması, yaşanması, yerine getirilmesi gereken kurallar olarak değil de ya­pılması ile insanın sevabının biraz daha artacağı bir artı kazanç olarak değerlendiriliyor. Adam nasıl olsa müslüman, nasıl olsa cennete gidecek. Namaz kılsa da kılraasa da, zekâtını verse de vermese de, bu böyle.. Adam İlk olarak cennete gidecek.. Öyle düşünüyor. Bunun üzerine zaman zaman Cuma namazlarına gi­derse, gösteriş kabilinden zekâtım verirse kendi bile­ceği iş.. Bu ancak cennetteki makamının yükselmesini sağlar. Birçok kişi için önemli olan cehennemden kur­tulmaktır. Cehennemden kurtulmak bu kadar ucuz ve basit olunca oradaki makamlar o kadar önemli değil.. Onu da oraya girdikten sonra düşünür.

Bugün dünyamızda din büyük kitlelerce böyle algı­lanıyor. Ve yüzmilyonlarca insan bu anlamda kendisi­ni müslüman olarak kabul ediyor. Bu İnsanlar da za­man zaman müslümanlara yapılan zulümlerden rahat­sız olabiliyorlar. Eziklik duyabiliyorlar, sinirlenebili­yorlar. Yalnız bu insanların hangi durumlarda bu ra­hatsızlığı duyduğu biraz İlginçtir, Hasan, Hüseyin, Ke­nan, Afimet, Mehmet v.s. isimli iktidar sahiplerinin zulmü bu insanları fazla rahatsız etmez. Zulmü yapa­nın İngiliz, Amerikalı, Rus v.s. olması onu rahatsız eder. Böyle insanlar da millî duygularla dinî duygular iç-içe girdiği için neden dolayı üzüldüğünü söylemek zor olsa da sonuçta sinirlenmekten kendini alamaz. Güııeydoğu'da İngiliz askerlerinin bir Türk kaymaka­mım dövmeleri hadisesini hatırlarsınız.. Herkeste bir infial uyanmıştı. Oysa hergun karakollarda, hapisha­nelerde, sokaklarda yüzlerce insan zulme uğrarken bu insanların kılı bile kıpırdamıyor. Evet, bu insanlar kendilerini müslüman olarak görüyorlar. Ramazan ayında bazen oruç tutuyorlar.. Ama bayramları hiç ih­mal etmiyorlar. Bayram namazları kılıyorlar. Bayram namazlarında cemaat caddelere bile taşıyor.

Bu insanlara müslüman değilsiniz diyerek onları kestirip atmak olmuyor. Kur'ânî ilkeler ışığında değer­lendirdiğinizde gerçek anlamda müslüman da diyemi­yorsunuz. Öyleyse olay nedir? Olay bir kültür sorunu­dur. Coğrafya sorunudur. Kişileri aşan sosyal şartlar sorunudur. Dolayısıyla bu konuya da bu çerçevelerden taktığımızda olayı çözme şansımız ortaya çıkar.
Konuya tarih penceresinden baktığımızda dünya­nın birkaç bölgeye ayrıldığını, bunlardan birinin de müslümanlara ait bölgeler olduğunu görürüz. Bu böl­gede yaşayan insanların birey olarak inanın-ip.anma-d'ıİdarı, insanlar bile yaşayıp yaşamadıkları o kadar önemli değildir. Onlar birer realite (vakıa) olarak müs-liimandırlar. O bölgelerin dışında yaşayanlar artık ü insanlara müslüman gözüyle bakarlar. O ülkeleri müslüman ülkeler olarak değerlendirirler, Yöneıimle-ıln islâm'a savaş açmış olması, müslümanlara her türlü zulmü reva görmesi bu anlayışı(realiteyi) değiştir­mez. İnsanların ortak bir tarihten gelmeleri, ortak bir coğrafyada yaşamaları, daha genel bir deyimle ortak bir kültürden gelmeleri o kişileri o kültürün bir parça­sı, bir ferdi olarak görülmesini doğurur, Kişinin o kül­türe karşı olması, o kültürü tenkit etmesi bu yargıyı değiştirmez, çünkü bu anlamdaki bir din seçilen, ter­cih edilen bir din değildir. Tarihten miras alınan, aynı coğrafyanın, aynı sosyal şartların ortaya çıkardığı, ki­şinin doğuştan veya doğarken elde ettiği bir dindir. Bu dinîn değiştirilmesi öyle kolay bir şey değildir. Kişinin o dini inkar etme'si bu dinden ayrılmak için yeterli de­ğildir. Belki ilk şart olarak coğrafyasını değiştirmek, yaşadığı ortamı değiştirmek gerekecektir. Belki de bunları değiştirmekle yeterli olmayacaktır. Günümüz­de "sağcı hırisliyan, solcu müslüman" veya "müslü­man komünistler, müslüman kapitalistler" deyimlerini herkes duymuştur. Bu örneklen çoğaltmak mümkün­dür, "islâm dünyası", "Hıristiyan dünyası" deyimleri de Örnek verilebilir.

Artık bu aşamada, İslâm kelimesi' Kur'ân'da adı geçen, müslümanlar için seçilen dinin adı değildir. Müslüman kelimesi de bu dine tabi olan İnsanın adı değildir. Ortak bir tarihi-, ortak coğrafyası, ortak bir kültürü olan insanların kendilerini ifade enikleri, veya ifade edilen bir isimdir. Kısacası bu aşamadan sonra islam bir kültür ismidir, Müslüman da bu kültüre ait bir parçadır. Dolayısıyla, namaz kılmayan, oruç tut­mayan v.s. müslüman böyle bir müslümandır. Allah'ın dininin değil, içinde Allah'ın dinine ait bazı anlayışla­rın da bulunduğu bir kültürün ismidir.

Bu fosilleşme sadece nıüslümanların yaşadığı bir süreç değildir, Hıristiyanların, yahudilerin, daha genel anlamda ehl-i kitabın, mecusilerin, hatta müşriklerin geçirdiği bir süreçtir. Hıristiyanlık, yahudilik, mecusi-lik, müşriklik her ne kadar itikadî anlamda bir dinin adı ise de aynı zamanda bir kültürün de adıdır. Hıristi­yanlık çok Özel bir dinin adı olmakla birlikte, belli or­tak özellikleri taşıyan, belli coğrafyalara mensup, belli gelenekleri olan bir kültürün adıdır. Aynı şey yahudi-lik, Hıristiyanlık v.s. için de geçerlidir. Günümüz müs-lümanı için en ilginci Kur'ân-ı Kcrim'deki müşrikler deyiminin de bir bölgeye has insanların kültürünün adı olmasıdır.

Yahudilik ve Hıristiyanlık ilk geldiklerinde, halis olarak Allah'a kul olanların ve bu kulluğun gereklerini yerine getirenlerin diniydi. İnançlarında şirk yoktu. Namaz kılan, oruç tutan insanlardı bunlar.. Zamanla bugünkü hallerine geldiler. Yaptıklarının sonucuna göre cennet ve cehenneme gidecekleri söylenen insan­ların diniyken, tabi olmakla, veya doğmakla elde ediür oldu bunlar. Sonuçta, Allah anlayışı değişti, Allah'a ibadet ve ibadet biçimi değişti.

Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki bu süreç bazı istis­nalar dışında islâm için de böyle oldu. Her ne kadar Allah'ın dini baki idiyse de, her dönemde dini yalnızca Allah'a has kılan ve yalnızca O'na ibadet eden, yalnız­ca O'ndan yardım dileyen insanların varlığı süregel-diyse de bu gayretler İslâm'ın bir kültür ismi olmasına engel olmadı. Daha önceki yazılarımızda değindiğimiz müslümanlarııı İslâm anlayışlarının bir çok yerinde sapmalar meydana geldi. Bu sapmaların bir kısmı da kendisi bir din haline dönüştü. Hıristiyanlıktaki tes-lis(üçlenıe) sapması, nasıl kendisi bir inanı; haline geldiyse İslâm toplumunda da Gıılat-ı Şia'da, tasavvu­fun bir çok kollarında olduğu gibi bir çok sapma din halini aldı. Bu sapmalar günümüzde de yeni örnekle­riyle devam etmektedir.

İslâm'ı bir kültür ismi olarak kabul etmek bir çoğu­muzun hazmedemediği bir şeydir belki... Müslüman olduğunu söyleyen fakat hayatında hiç namaz kılma­yan, oruç tutmayan v.s. kişilerin varlığı hem de ezici çoğunluğu oluşturmaları başka nasıl izah edilebilir. Bu insanlara, hıristiyan, yahudi, mecusi v.s. veya Kur'ânî anlamda müslüman denmiyeceğine göre ne ile tanım­layacağız. Kâfy-ınüşrik deyip işin içinden çıkabiliriz, Belki gerçek anlamda haklı da olabiliriz. Ama konu­nun Kur'ânİ ve sosyal boyutuna değinmediğimiz için konuyu izah etmekten uzak kalırız. Çünkü, yahudi ve hıristiyanlar da bir çok konuda şirk içerisinde bulun­malarına ve kendilerine kâfir de denmelerine rağmen gerek kendileri gerekse Kur'ân onları hıristiyan veya yahudi olarak isimlendiriyor. Biz de kendilerine müs­lüman demelerine rağmen, bir çok konuda şirk içeri­sinde bulunan Kur'ân'm kâfirlerin özelliği olarak say­dığı bir çok özelliğin, belki de hepsinin bunlarda olma­sına, sonuçta kâfir olmalarına rağmen bunları nasıl isimlendireceğiz. "Hıristiyan kâfirler, hırisüyan müş­rikler dediğimiz gibi müslüman kâfirler, müslüman müşrikler mi diyeceğiz?

Kur'âiH Kerim'de Allah-u Tealâ "Ehl-i kitaptan kâfir olanlar"(2/205, 98/1,6) "müşriklerden kâfir
olanlar"(2/205, 98/1,6) diyerek, ehl-i kitap ve ınüş-rikliğl bir kültür ismi olarak zikretmiştir. Aynı şekilde
yahudi, hıristiyan, sabiîlerden iman edenlerden de söz edİyor.(2/62, 5/69,22/17)
Yine Rabbımız 2/62 .ve 5/69. ayetlerde, "İman edenlerden, yahudilerden, hıristiyanlardan, sabülcr-den kim Allah'a inanır, âhiret gününe inanır, salihai yaparsa..." diyerek müslümanları, hıristiyanları, yahu-diler ve sabüleri aynı doğrultuda sayıyor. Sanki müslümanların bugünkü halini anlatıyor gibi.. Kur'âni anlamda İslâm olanlarla doğuştan İslâm olanlar ara­sındaki farkı ortaya koyarak işin gerçeğini açıklıyor.

Hıristiyanlık Hz. İsa'ya gelen dinin ismi olmakla birlikte bugün boyutları olabildiğine genişleyerek -içe­risinde Hz. İsa'nın bazı öğretileri de bulunan- bir kül­tür ismi olmuştur artık.

Günümüzdeki büyük çoğunluk için İslâm da böyle­dir. Bu insanlar için Allah bir din olmaktan öte, sahip oldukları, parçası oldukları bir kültürün adıdır.

Biz de bu insanları Kur'ânî anlamda, muıtaki, muhlis, sadık, muvahhid v.s... bir müslüman olarak değil de sahip ol­duğu anlayış ve kültür içinde geleneksel müslümanlar veya kültür müslümanı olarak isiınlendirebiliriz. Bu insanların, hatta hepimizin içinde bulunduğu coğraf­ya, gelenek, tarih ve kültür dayatmalarına v.s... veya bunların hepsine birden kültürel İslâm-geleneksel is­lâm diyebiliriz arna bu İslam hiçbir zaman insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, insanların yalnızca Allah'a kul olduğu dinin adı değildir.

"Allah için hak olarak cihad edin. O sizi seçti u-dînde size bir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in milleti. O bundan Önce de, bunda da sizi müslümanlar olarak isimlendirdi. Resul size şahid olsun, siz de in sanlara şahid olun. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a sanlın. Sahibiniz O'dur. Ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır."( 22/78)

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 03.04.2004 tarihinde siteye eklendi ve Temel Kavramlar kategorisinde 468 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Temel Kavramlar kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlerle paylaşmaktadır.
KURANNESLİ.ORG - 2005